Basında Ateş Neon

Fuarlar aracılığıyla sektördeki yenilikleri yakalayabiliriz

Reklam fuarı artık daha çok amacına uygun bir yapıya kavuştu. Geçen yıllarda fuarda daha çok genel aydınlatma ve mimari aydınlatmaya hitap eden Led elamanları sergilenirken (Led çeşitleri) şimdi ise sektöre uygun tabela aydınlatma elamanlarını gördük.

Reklam fuarı artık daha çok amacına uygun bir yapıya kavuştu. Geçen yıllarda fuarda daha çok genel aydınlatma ve mimari aydınlatmaya hitap eden Led elamanları sergilenirken (Led çeşitleri) şimdi ise sektöre uygun tabela aydınlatma elamanlarını gördük. Tabela imalatını kolaylaştıran ve insan gücünü azaltan çeşitli makinelere rastladık. Mesela paslanmaz harf imalatında kullanılmak üzere üretilmiş, dikiş makinesi gibi paslanmaz harflerin bantlarını kaynatabilen makineler üretilmiş.

Alüminyum ya da farklı metallerden kutu harf yapan makinelere de rastladık. Eskiden koca fuarda bir veya iki firmada rastlanılan bu makinelerden artık onlarca firmanın standında görebiliyorsunuz. Bu yeniliklerin reklam sektörüne çok katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Teknolojik yeniliklere ve dinamik yapıya sahip bir sektörde faaliyet göstermek tabiki çok önemli bir konu. Bizler de bu sayede daha kaliteli, daha güzel tasarım ve üretimle işimizi yapmaya devam edeceğiz.

Fuarı ziyaret etmemizin sebebi ise; birincisi yenilikleri yakalayabilmek ve kendimizi bu doğrultuda dinamik tutmak. Açıkhava reklamcılığını çok geniş bir yelpaze olarak değerlendirdiğimizde, mevcut yaptığımız işlere neleri ekleyebilirizi görmek amacıyla fuarı ziyaret ettik. Çeşitli reklam aydınlatma elamanlarını sipariş ettik. Getirdiğimiz numuneleri test ediyoruz, bunlardan faydalı olanlarının da siparişini vermeyi düşünüyoruz. Ürettiğimiz ve ithal ettiğimiz ürünleri Türkiye’deki çeşitli fuarlarda yerli ve yabancı üreticilerle buluşturuyoruz.

Haberin tamamı için tıklayınız


Bir Usta Bir Meslek Celal Doğan

Bu ay sizlerle, neonu ustasından öğrenerek yetişen ve bugünlere taşıyan Celal Usta’nın hikayesini paylaşacağım.

Bir işi öğrenmenin ve iyi yapmanın en etkili yolu onu yaparak, yaşayarak işi ustasından öğrenmektir. İşini çok iyi bilen bir ustanın yanında çalışarak, onu gözlemleyerek ve onun tarafından yetiştirilerek işi öğrenmenin yerini hiçbir şey tutamaz. Birçok meslek ustaçırak ilişkisi ile bugünlere kadar geldi. Bir usta mesleğin sırrını, inceliklerini çırağına ne kadar doğru aktarırsa, çırak o işi geleceğe o kadar iyi taşır. Usta-çırak ilişkisiyle sektörde bugünlere kadar gelen mesleklerden biri de Neon’dur.

Bu ay sizlerle, neonu ustasından öğrenerek yetişen ve bugünlere taşıyan Celal Usta’nın hikayesini paylaşacağım.

1937 Giresun doğumlu olan Celal Usta 1964 senesinde tesadüfen adım atmış reklamcılık sektörüne. Reklamcı olan, piyasanın eskilerinden Nail Usta’sının yanında başlamış neon işi yapmaya. Ve devam ediyor anlatmaya…

Bu sektöre adım attığımda 25 yaşlarındaydım. Ben aslen Giresun’da doğup büyüdüm. Orada çeşitli işlere girip çıktım. Askere gidip geldikten sonra bir arkadaşla buralara geldik ve neon işine girdik. Çırak olarak başladım bu işe. İki yıl sonra da bir arkadaşımla ortak neon atölyesi açtık ve o günden sonra da devam ettik bu zamana kadar.

Sektöre adım attıktan 3 ay sonra kendi dükkanını açıyor

Bu sektöre adım attığımda işler biraz iptidaiydi. O zamanlar benim ustam da elektrikçiydi ve neon işi yapıyordu. Hatta ustam zamanında Vehbi Koç’un elektirik işlerini yapmış. Celal Bayar’ın da bazı işlerini almış. Piyasada tecrübesi olan biriydi. Ben de onun yanında yetiştim. Üç ay kadar çalıştım. Sonrasında kendi dükkanımızı açtık arkadaşla. O dönemde biz neon işi yapardık ama tabelacılarla da çalıştığımız zamanlar olurdu. Örnek vermek gerekirse, neon şablonlarını tabela ustaları yazardı.

Yaşlı bir Mahir ustamız vardı. Onu eskiler hatırlar belki... Bankalar Caddesi’nde dükkanı vardı. Elinde kalemler, şablonlar öyle çalışırdı. Tabi o dönemlerde pleksi yoktu. Ustamızdan öğrendiğimize göre Neon, 1945’lerde bir Macar mühendis vasıtasıyla Türkiye’ye gelmiş. Macar mühendis Eminönü’nde bir yer açmış. O zaman Türklerden, Rumlardan ve Yahudilerden de neon işini yapanlar varmış. O zamanlarda gümrük çok pahalıydı tabi. Dışarıdan aldığımız mallara fazla vergi yazıyorlardı. Zaten getirmekte zordu. Şimdi ise her şey daha kolaylaştı. Almanya’dan bayilik aldık ve halen de devam ediyor. Ürünleri, istediğimiz vadede oradan getirtebiliyoruz. Piyasada neon işi yapan arkadaşlara da veriyoruz.

Neon’u, camdan yapılan, camdan renklendirilen, ışıklı reklamlardır diyerek anlatan Celal Usta şöyle devam ediyor sözlerine:

“Yani cadde, mağaza reklamları, mağaza aydınlatmalarıdır. O dönemlerde tabela ustaları camı boyayıp, camın üzerine fırçayla yazı yazarlardı. Serigrafi işinde Adanalı Halil abimiz vardı. İlk o başlatmıştı Beyoğlu’nda… Şimdi ise dijital baskılar, makineler var” diyerek anlatıyor neonu...

Celal Usta, yaptığı ilk işi, heyecanını ve kazancını ise şöyle dile getiriyor:

‘Eskiden aldığımız paranın heyecanı olurdu’

“Beyazıt’ta bir otele neon yapmıştım. O zamanlar yaptığımız işten 500 lira gibi bir nakit para alırdık. Bizim için o para çok değerliydi, toplu para aldığımız için heyecanı olurdu. Şimdi kazanılanlar aynı heyecanı vermiyor tabi. Bu dönemde yapılan işler büyük olsa bile, o zamanlarda yaptığımız küçük işlerden alınan paralar da alınmıyor artık. O dönemlerde imkanlarımız kısıtlıydı. Boya ve fırça ile çalışılırdı. Şimdi ise makinelerle çalışılıyor. Balmumcu’da lastik ve çatı reklamlarını da yapmıştık, 1974 senesiydi yanlış hatırlamıyorsam. Ortağımla beraber Türkiye’nin en büyük neon işlerini yaptık. O sıralarda neon ustaları yetiştirmek çok zordu. Neonlar köşeli yapılırdı. Şu anda ocaklar Almanya’dan, İtalya’dan, Amerika’dan geldiği için biraz daha kolaylaştı neon yapmak.”

Evlilik hayatını soruyorum Celal Usta’ya… 45 yıllık mutlu ve huzurlu bir evliliği olduğunu söylüyor. Beş evlat babası olan Celal Usta, 1991 yılından beri emekli. İşi oğullarına devretmiş ve o zamandan beri eşiyle birlikte Yalova’da yaşıyor. Arada İstanbul’a gelip gidiyor. Uzun süredir sizinle röportaj yapmak istiyorduk ama sizin Yalova’ya gidip geldiğiniz zamanı tutturamıyorduk, sonunda bir araya gelebildik diyorum ve gülümsüyor. ‘Evet sürekli Yalova’ya gidiyorum, orada da evimiz var’ diyor.

Orada neler yapıyorsunuz, yoksa bağ bahçe işiyle mi uğraşıyorsunuz diye soruyorum:

“Hobi olarak bir şeyler yapıyorum tabi. Kar amacıyla değil. Boş vakitlerimi değerlendiriyorum. Arada İstanbul’a geliyorum. Oğullarıma yardımcı oluyorum” diyor.

Eski İstanbul nasıldı diye soruyorum Celal Usta’ya:

“Eskiden İstanbul’un nüfusu bu kadar çok kalabalık değildi. O zamanlar Bostancı’da İstanbul nüfus tabelası vardı. Üzerinde 450 bin yazardı. Daha sonra sayı 950’ye çıkınca kaldırdılar o tabelayı. Şimdiki gibi her yer sıkışık değildi. Çoğu yer boş araziydi. Bizim iş yeri ise Beyoğlu’ndaydı. Beyoğlu o zamanlar biraz daha iyi idi. Daha çok Rumlar yaşardı. Düzgün insanlardı” diye anlatıyor ve bitiriyoruz sohbetimizi.

Haberin tamamı için tıklayınız